Lale
Lale
Lale Divân şiirinde kırmızı rengi ile sevgilinin yanağı ve âşığın
gözyaşları lâleye benzetilir. Lâlenin ortasındaki siyahlık sevgilinin
yanaklarına özenme ve onu kıskanma dolayısıyla bağrında meydana gelmiş
bir yara, dağlama olur. Ciğeri kan olmak, bağrı yanmak, pürhun olmak
vs. bu nedenle kullanılır. Ortasındaki karalığı ile lâle, üzerinde ben
olan bir yanaktır. Sevgilinin yanağı ve âşığın gözyaşları lâleden daha
kırmızıdır. Divân şâirinin sözünü ettiği lâle, çok zaman şakayık
denilen gelincik lâlesidir. Bazan lâlenin Nûmanî denilen ve dağlarda
yetişen cinsi de söz konusu edilir. Bugün biz bu çiçeğe gelincik
diyoruz. Lâle-i nûmân ve şakayık-ı nûmâniye, budur. Bahar, lâle devri
olarak nitelenir. Nedim’in yaşadığı Lâle Devri ise Cumhuriyet’ten sonra
ortaya çıkmış bir tabirdir. İran mitolojisine göre yıldırım, yaprağın
üstündeki çiğ tanesine düşmüş, çiğ tanesi ve yaprak alev alarak donmuş,
lâle de böylece ortaya çıkmıştır. Lâle’nin ortasındaki karanlık da
yıldırım yanığı imiş. Lâle, yabani bir çiçek oluşu, çabuk solması, suya
ihtiyaç duyması vs. özellikleriyle şiirde çok sözü edilen bir çiçektir.
Genellikle bahçe çiftlerinin kenarında bitmesi, onu miskin sıfatıyla
anmaya neden olur. Tabii bu sıfatta, bağrının yanık olmasıyla ilgilidir.
Şekil yönünden kadehe benzeyen lâle, şarap, kan, la’l, kâse-i mercân,
câm, şem, çerağ, kanlı kefen, al sancak vs. olabilir. Rengi ve şekli
yönünden hayli geniş bir kullanıma sahiptir.
Savaş meydanı ile âşığın gözyaşlarını döktüğü yerler ise birer lâlezar
(lâle bahçesi) olarak karşımıza çıkar. Esirlerin boynuna geçirilen
açılıp kapanır halkalara da lâle tabir olunur. Bir nevi tasmadır.
Şehîd-i aşkın oldum lâle-zâr-ı dağdır sînem
Çerâğ-ı türbetim şem’-i mezârım varsa sendendir.
Şeyh Galip
![]() |



