ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum
ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski istanbul mudur
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun
sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun
belki haziran'da mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin
(Attila İlhan, Bütün Şiirleri: 4, Ben Sana Mecburum, Bilgi yayınevi, 7.basım, Ankara 1992, s.100)
I. İÇERİK
1. Konu: Aşk.
2.
İzlek: Büyük bir tutkuyla bağlı olunan, âşıkta derin izler bırakan
sevgili, hiçbir zaman unutulamaz; onun varlığı, düşünce ve hayali,
âşığı sürekli meşgul eder.
3. Düşünce: Şiir, düşünsel boyutu
itibariyle mistik bir şiirdir. Tabii mistisizmi sadece tasavvufî /
İslamî bağlamda almamak gerekir. Genel anlamda mistisizm, çok önem
verilen, sevilen ve benimsenen bir değerde kişinin kendi varlığını
eritmesi, onunla hemhal olması, özdeşlemesi hâlidir. Bu bakımdan bu
şiirde şair, adeta sevgilisinde kendi varlığını yok etmiştir. Beşerî
anlamda bir aşk ve sevgili mistiği olmuştur.
4. Olay: Şiirin yüzey
yapısında yer alan olay kısaca şudur: Şair, bir kadına şiddetli bir
tutkuyla bağlanmış, ama bir süre araya bir ayrılık girmiştir. Bir
dargınlık, soğukluk ya da mecburiyetlerden kaynaklanan bir ayrılık
süresi yaşanır. Bu süre içinde şair, sevgilisinden kopamamış, onu
unutamamış, tam tersine ona olan bağlılığı daha da artmıştır. Sürekli
onu düşünmektedir. Mevsim sonbahar, vakit akşamdır ve şair, İstanbul
cadde ve sokaklarında hayali, gönlü, kafası sevgilisi ile dolu bir
hâlde dolaşmaktadır. Akşam karanlığında şimşekler çakmakta, sokak
lambaları yanmaktadır. Yağmurlu bir hava vardır ve şair, bu ortamda
romantik bir duygusallık içinde sevgilinin hayaliyle doludur. Sevmenin,
âşık olmanın sonra evlenmenin değişik boyutlarını kendi kendine
irdelemektedir. Fatih sokaklarında dolaşırken bir evden gelen
gramofondaki şarkı sesi, onun duygusal atmosferine denk gelmiş ve şair
durup onu dinlemek istemiştir. Bu arada sevgilisine ilişkin düşünce ve
planlamalarından da söz eder. Ne yapsa, ne etse, nereye gitse onsuz
olamayacağını, yapamayacağını sabit bir fikir hâlinde tekrarlar. Bu
arada hayaline kopuk kopuk, dağınık çağrışımlar gelmektedir. Bir ara
sevgilisinin çocukluğunu, şimdi neler yapmakta olduğunu hayal eder.
Sonra ilerde evlenip birlikte olduklarında kendilerini nasıl bir
hayatın beklediğini düşünür.
5. Varlık: Şiirde tabiata ve dış
dünyaya ait bazı nesnelere yer veriliyor. Bu somut varlıklar da büyük
oranda şairin o anki ruh hâline, duygularına bağımlı olarak
değerlendiriliyor. Nesneler bir bakıma belirlenen konumunda. O açıdan
şairin varlıklara yaklaşım biçimi sezgici / idealisttir. Sonbahara
hazırlanan ağaç, karanlıkta parçalanan bulut, birden yanan sokak
lambaları gibi nesneler, hep şairin ayrılık hüznünü ve acısını yansıtır
biçimde alınmış.
6. Duygu: Şiir, ağırlıklı olarak duygusal bir
metin. Bir duygu şiiri bu. İyimser / yumuşak duygular daha baskın.
Mesela sevgilinin hayaline ve daha sonra birliktelik umuduna bağlı bir
yaşama sevinci kuvvetle hissettiriliyor. Sevgiliye kavuşma ümidi, ondan
ayrılığın verdiği hasret duygusu şiirin bütününe sinmiş hâlde. Tabii en
baskın duygu, romantik aşktır. Sevgiliye aşırı derecede duygusal
bağlanımı, sevgiliden ayrılığa dayanamayışın sonucu olan karasevdayı ve
hüznü görüyoruz. Yalnız şair, romantik duygululuğu melankolik, marazî
bir dereceye getirmiyor. Realist sınırlar içinde tutabiliyor.
Kötümser
/ karamsar duygulardan da yalnızlık duygusunu görüyoruz. Şair, felsefî
anlamda değil ama sosyal anlamda sevgiliden yoksunluk anlamında bir
yalnızlık duygusuna yer veriyor.
7. Görüntü: Şiir, görüntü unsurları bakımından oldukça zengin.
a.
Nesnel Görüntü: Zaman zaman nesnel görüntülere yer veriliyor. Mesela
ağaçların sonbahara hazırlanması, sararmaya başlaması, sokak
lambalarının birden yanması, sevgilinin Yeşilköy’de uçağa binmesi gibi
görüntüler, öznelliğin müdahale etmediği, dış dünyanın çıplak gözle
görülebilen ve görünenler üzerinde kişisel tasarrufların olmadığı,
somut görüntülerdir.
b. Öznel Görüntü: Şiirde en çok öznel görüntü yer almaktadır. Hem resimsel hem de hayalî görüntülere birlikte yer verilmiş.
-Resimsel
Görüntü: Karanlıkta bulutların parçalanması, resimsel bir görüntüdür.
Gece vakti gökyüzünde bulutlu bir havada şimşek çakması manzarası, bir
ressam duyarlılığı ile böyle ifade edilebilir. Sevgilinin ıslanıp
tüylerinin ürpermesi, telaş içinde kötü rüzgârın saçlarını götürmesi
gibi görüntüler de şairin bakış, görüş ve duyuşuna göre şekillenen
öznel resimlerdir.
-Hayalî Görüntü: Sevgilinin gözlerinin büyüdükçe
büyümesi, kapı arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu, kullanılmamış gök
getirmek, haziranda mavi benekli çocuk, ıssız gözlerinden şilep sızması
gibi görüntüler şairin hayalinde kurguladığı, tasarladığı soyut
görüntülerdir.
c. Hareketli görüntü: Attila İlhan, sinemayla çok
ilgilenmiş bir şair. Şiirinde de genel olarak sinemadan etkiler, izler,
yansımalar çok fazla. Onun şiiri bir yönüyle sinematoğrafik bir
şiirdir. Nitekim bu şiirinde de sinemaya özgü haller, hareketli
görüntüler ve unsurlar hemen görülüyor. Şiirin özellikle 2., 4. ve 5.
bentleri sinemaya özgü hareketli görüntü parçalarını yansıtıyor.
Olayları ve görüntüleri hareketli yapıları içinde sergilemeye çalışıyor.
ç.
Soyut Görüntü: Attila İlhan, Phelenovcu bir sanat kuramına bağlı olarak
şiirde imgesel yapıya büyük önem vermiş, Mavi dergisi hareketinden
itibaren bu konunun mücadelesini vermiş bir şair. O yüzden onun şiiri
açık anlamlı ve düz anlatımlı bir şiir değil, imge yüklü bir şiirdir.
Bu yapıyı çözümlemeye çalışalım. Simgeler çok azdır ve imgeler
irdelenirken birlikte değerlendirilecektir.
-İmgeler
*Şairin
sevgilisinin adını aklında mıh gibi tutması: Mıh, büyük ve sağlam çivi
demektir. Bir yere çakıldığı zaman birleşen parçaların ayrılması
imkânsız derecede sağlam olur ve kuvvetli birleştiriciliği,
yapıştırıcılığı ifade eder. Burada da şairin sevgilisinin adını aklında
mıh gibi tutması, ona olan bağlılığının, onunla birliktelik ve
özdeşliklerinin ayrılmayacak derecede sağlam ve kuvvetli oluşunu
çarpıcı bir şekilde vurgulamaktadır. Bu, sevgilisine olan kuvvetli
bağlılığının ve tutkusunun bir ifadesidir. Teşbih ve mübalağa
sanatlarından yararlanılarak oluşturulmuş bir imgedir.
*Şairin
hayalinde sevgilisinin gözlerinin büyüdükçe büyümesi: Ayrılık sürecinde
sevgiliye olan tutkunun azalmak yerine daha da artması. Şair,
sevgilisini düşündükçe, gözünün önünde hayalini sürekli canlı tuttukça
o dünyasını, ruhunu, kalbini ve hayalini daha da artan bir hacimle
kaplar.
*Şairin içini sevgiliyle ısıtması: Sevgilinin hayalinin,
varlığının, tekrar ona kavuşma umudunun şaire güç, yaşama sevinci ve
heyecan vermesi, hayatına onunla anlam kazandırması.
*Karanlıkta
bulutların parçalanması ve sokak lambalarının birden yanması: Gece
vakti şimşeklerin çakması anında görülen manzaranın bulutların
parçalanıyor gibi algılanması aslında bir ruh hâlinin ifadesidir.
Şairin iç dünyasında çakan şimşeklerin, duygusal fırtınaların bir
karşılığı olarak alınmasıdır. Bu, sarsıcı, şiddetli bir aşkın
ifadesidir. Sokak lambalarının birden yanması da aynı kapsam içinde ele
alınması gereken destekleyici bir imgedir. Tek merkezden şartel
düğmesine basılınca sokak lambaları aynı anda yanar. Bu, bilinen normal
bir durum. Ancak şair, hüsn-i ta’lil sanatından yararlanarak
oluşturduğu bu imgeyle birden bire geliveren duygusal boşalımı, birden
yükselen tutku sağanağını ancak bu imgeyle çarpıcı kılmaktadır.
*Kaldırımlarda
yağmur kokusu: Attila İlhan, yağmur altında yürümeyi sever ve bu
ortamla romantik aşkı hep birleştirir. Aşkta romantizm, ona göre biraz
yağmur altında ıslanarak dolaşmak demektir.
*Sevmenin kimi zaman
rezilce korkulu olması: Aşkın, sevinçle, hüznü, ümitle korkuyu
barındırması imgesi. Büyük aşklar daima korkuları, endişeleri, hayal
kırıklıklarını, ileride olması muhtemel olumsuzlukları da beraberinde
getirir ve yedeğinde taşır. Aşk korkuyla yan yana gider.
*İnsanın
bir akşam üstü ansızın yorulması: Derin ve büyük aşk yaşantıları kimi
zaman insanı tüketir, bitirir, bitkin, yorgun bırakır. Büyük aşkın
sonuna geldiğinde insan, takatinin tükendiğini, birden tükeniverdiğini
hisseder.
*Ustura ağzında yaşamaktan tutsak hâle gelmek: Ustura,
tıraş için kullanılan çok keskin bir bıçaktır. Ustura ağzında yaşamaya
esir olmak, bir işin zorluğunun son haddidir. İmkânsızlık, böyle
çarpıcı bir imgeyle veriliyor. Aşk konusunda içine düşülen ikilemin
çıkmazlığı, çaresiz ve çözümsüzlük hali veriliyor bu imgeyle. Büyük
aşklar, bünyesinde büyük tezatları, çıkmazları da barındırır. Kişi, ne
yapacağını bilemez, nasıl bir karar vereceğini kestiremez hâle gelir.
*Tutkunun
kimi zaman ellerini kırması: Bu imge de yukarıdaki imgeyi destekleyen
bir alt imgedir. Tutkulu aşkın zaman zaman kişiyi takatsiz, çaresiz,
ikilemde, açmazda, çıkmazda bırakması hâli.
*Yaşamasından birkaç
hayat çıkarması: İnsanın içine düştüğü çıkmazlarda gözünün önüne
alternatif hayat biçimlerinin kopuk kopuk gelivermesi.
*Çaldığı
kapıların arkasında yalnızlığın hınzır uğultusunun olması: Şair,
sevgilisinden ayrı kaldığı, onun özlemiyle yanıp tutuştuğu zamanlarda
yalnızlığını gidermek için eşe dosta, arkadaşa ziyarete gider, onlarla
dertleşmek ister ama kime gitse onların yanında da kendisini yalnız
hisseder. Onun yalnızlığını eş dost da gideremez. Onun yalnızlığını
giderecek olan sevgilidir. O olmayınca kim olursa olsun onu teselli
edemez.
*Fatih’te yoksul bir gramofonun çalması: Sürekli kullanılarak eskimiş bir müzik aletinden hüzünlü şarkıların duyulması.
*Sevgiliye
kullanılmamış bir gök getirmek: Burada “gök”, gökyüzüdür ve simge
olarak maviliği, sonsuzluğu, özgürlüğü ve en çok da saf mutluluğu
temsil etmektedir. Şair, sevgilisine kullanılmamış gök getirsem,
demekle tamamen saf, bakir, kirlenmemiş, doğal bir mutluluk vermek
istediğini belirtir. Türk edebiyatında gökyüzü, özgürlüğün ve
mutluluğun simgesidir.
*Haftaların ellerinde ufalanması: Zamanın
nasıl geçtiğini anlayamamak. Sevgiliden ayrılığın verdiği kendinde
olmamak, sürekli onu düşünmek, onunla hemhal olmak ve ona kavuşma
özlemiyle zamanın nasıl geçtiğini anlayamaz hale gelmek.
*Sevgilinin
Haziranda mavi benekli çocuk olarak düşünülmesi: Burada şair,
sevgilisinin değişik yaş dönemlerini hayal ediyor. Önce onun
çocukluğunda neler yaptığını, nasıl yaşadığını, nasıl bir durumda
olabileceğini tahayyül ediyor. Mavi benek, mecaz-ı mürsel sanatıyla
sevgilisinin çocukluğunu verir. Çocukluğunda giydiği mavi benekli
elbiseye değiniyor, onu hatırlatıyor. Mavi benekli elbise içinde koşup
oynayan mutlu sevimli bir çocuk imgesi var burada. Şair de sevgilisinin
çocukluğunu gözünün önüne hayalî olarak böyle getiriyor.
*Sevgiliyi
kimselerin bilmemesi: Kendisinden önce kimsenin sevgilinin değerinin ve
güzelliğinin farkına varmaması, ilk kez kendisinin fark etmesi.
*Sevgilinin
ıssız gözlerinden bir şilebin sızması: Şair, sevgilinin mavi gözlerini
tahayyül ederken onları maviliğinden, mutluluk, ferahlık vermesinden
dolayı denizle özdeşleştirmektedir. Sevgilinin gözlerinin ıssız, geniş,
masmavi, insanın içini açan bir denize benzetilmesi, buradan bir yük
gemisinin sızması hayalî görüntüsü ile birleştirilmesi özgün bir imge.
Daha önce pek kimsenin kullanmadığı Attila İlhan’a özgü bir imge.
*Sevgilinin
belki Yeşilköy’de uçağa binmesi: Sevgilisi, şairden ayrı kaldığı süre
içinde neler yapabilir, bunun değişik alternatifleri şairin gözünün
önünden bir bir geçiyor. Bunlardan biri de uçakla İstanbul’dan
ayrılıyor olması ihtimalidir. Böyle bir durum da şairi daha da
hüzünlendiriyor. Ayrılığın derinleştirilmesine bağlı hüznünün artması
imgesi.
*Sevgilinin tamamen ıslanmış olması ve soğuktan tüylerinin
ürpermesi: Soğuk, yağmurlu bir günde ıslanarak, üşüyerek koşuşturması
hayalî görüntüsü de Attila İlhan’a özgü bir imgedir. Yağmurda ıslanma
hâli onda etkileyici, romantik bir unsur olarak hep vardır.
*Sevgilinin
saçlarını kötü rüzgârın götürmesi: Rüzgarlı bir havada koşuşturan
sevgilinin saçlarının dalgalanması görüntüsü de yine Attila İlhan’ın
romantizmini artıran görüntülerden biridir.
*Kurtlar sofrasında
düşünülen yaşamanın zorluğu: Kurtlar sofrası ile kastedilen genel
olarak geçim zorluklarıdır. Şair bu son kıtada sevgilisiyle evlilik
halini tahayyül etmektedir. Onunla evlendiğinde neler olabileceğini
muhakeme ve muhasebe eder. İlk aklına gelen, ekonomik anlamda yaşamanın
zorluklarıdır. İhtiyaçlarını karşılama konusunda karşılaşabileceği
sıkıntıları düşünür.
*Ayıpsız fakat ellerini kirletmeden yaşamayı
düşünmek: Birlikte evlilik hayatının, aile hayatının, geçimi sağlama
uğraşısının en önemli sorunlarından biri iş ahlâkıdır. İnsanın
çalıştığı işte, mesleğinde dürüst, temiz, ahlâklı, namuslu kalabilmesi,
harama el sürmemesi, helalinden alnının teriyle ekmeğini kazanabilmesi
önemli ve büyük bir iştir. Şair böyle temiz bir iş ve evlilik hayatı
düşlemektedir.
*Şairin kendisine sus deyip sevgilisinin adıyla
başlaması: Şairin lekesiz, dürüst bir hayat yaşama isteği çok zor
görünüyor ve bunları düşünmek yerine sevgiliyi hatırlamayı, sadece onu
düşünmeyi tercih ediyor.
*Şairin içi sıra sevgilisinin gizli
denizlerinin kımıldaması: Sevgilinin gizli denizleri, gizemi, iç
zenginliği, keşfedilmemiş bakir zenginlikleri, yüce değerleri ve
güzellikleridir. Bunlar, şairin içinde, ruhunda, kalbinde heyecan
uyandırıyor.
-İlkörnek ve Metinlerarası İlişkiler
Şiirde “Allah”
ilkörnek olarak alınıyor ama bundan yararlanılarak onun yerine ikame
edilen “beşerî sevgili” ilkörneği üretiliyor. Mutasavvıf şairin dinî
bağlamda yaptığı şeyi Attila İlhan, dünyevî bağlamda, seküler bağlamda
yapıyor. Bu, tasavvufî bir motifin tersinlemeli olarak yeniden
üretimidir. Geleneğin devamı değil gelenekten yararlanmadır. Bu
şiirdeki Attila İlhan’ı mutasavvıf şairlerle, İlhan’ın beşerî, dünyevî
sevgilisini de mutasavvıfın ezelî ve ebedî sevgili olan Allah’la
karşılaştırdığımızda geniş ölçüde geleneğin dönüştürülerek yeniden
üretildiğini görüyoruz. İlhan, geleneksel tasavvufî İslam kültürünü bir
kaynak olarak alıp kendi anlayışı doğrultusunda değiştirerek üretiyor.
Bunu karşılaştırmalı olarak verelim:
*Sevgilinin idealize
edilmesi, yüceltilmesi: Tasavvufî İslam edebiyatında Allah, büyük bir
sevgili olarak hep yüceltilir. Mutasavvıf şair, gece gündüz sadece
erişilmez yücelikteki Allah’ı düşünür. Attila İlhan da beşerî
sevgilisini yüceltmekte, kutsallaştırmakta ve hep onu düşünmektedir.
*Sevgiliyle
özdeşlik: Mutasavvıf şair, Allah’ın adını sürekli zikrederek her zaman
onu aklında tutar. Hatta aklından hiç çıkarmaz. İlhan da bu durumu
dünyevî sevgiliye uyguluyor. Aynı şekilde dünyalı sevgilisinin adını
aklında mıh gibi tutuyor.
*Sevgilinin gittikçe büyümesi:
Mutasavvıf için Allah büyük hem çok büyüktür. Hayalinde gözünün önünde
gittikçe büyür. İlhan’ın hayalinde de sevgilisinin gözleri gittikçe
büyümektedir.
*Sevgiliye mecburiyet ve mahkumiyet: Mutasavvıf
şair, Allah’a mecburdur, Allah’tan başka alternatifi yoktur, onun
aşkına esir olmuştur. Fakat Allah yanında yoktur, ondan ayrıdır. Elest
bezminde, ruhlar âleminde iken Allah’la beraberdi. Fakat cesede bürünüp
dünyaya gönderilmekle ondan ayrılmıştır ve onun özlemiyle yanıp
tutuşmaktadır. Tek seçeneği odur. İlhan da ona benzer şekilde
sevgilisine mecburdur. Başka türlü olmaz, ne yapsa ne etse, ne tutsa,
nereye gitse sadece sevgilisine mahkum ve mecburdur. Ama sevgilisi
yanında yoktur, ondan ayrıdır ve mutasavvıf gibi onun özlemini çeker.
*Aşk
şarabıyla sermest olma motifi: Mutasavvıf şair, ilahî aşk şarabıyla
sarhoş bir şekilde gezer dünyada. Esrik, kendinden geçmiş, cezbe
hâlinde, istiğrak hâlinde dolaşır yeryüzünde. İlhan da aynı şekilde
beşerî sevgili sarhoşudur, onun aşkı ve özlemiyle sersem gibi gezer,
kendinde değildir, ne yaptığını, nereye gittiğini bilmez.
*Büyük
aşkın tehlikeyle yan yana olması: Mutasavvıf şair için ilahî aşk
ateştir, yanmaktır, tehlikeli bir şeydir. Aşkla ölüm hep yan yanadır.
İlhan da buna benzer şekilde sevmeyi rezilce korkulu olarak algılıyor.
*Halvet
der encümen motifi: Mutasavvıf şair, dünyalı anlamda kiminle birlikte
olursa olsun, hangi toplulukta bulunursa bulunsun kendini hep yalnız
hisseder. Çünkü o sadece Allah’ı düşünür, Allah’tan ayrılığın
yalnızlığını hiç kimse, hiçbir şey gideremez. Tek dostu, sevgilisi
odur, başkaları bir gölge gibidir, bir kıymetleri yoktur. Halvet der
encümendir o. İlhan da aynı motifi alıp beşerî sevgilisi için
uyguluyor. Hangi kapıyı çalsa, arkasında yalnızlığın hınzır uğultusunu
hisseder. Sevgiliden ayrılığın yalnızlığını hiçbir şey gideremez.
*Aşk
ve musiki birlikteliği: Mutasavvıf şair, ilahî aşkı çoğu zaman musiki
ile birleştirir, aşkla musikiyi birlikte algılar. Ney, def gibi çalgı
aletleriyle ya da tabii sesle çıkarılan tasavvuf müziğiyle birlikte
ifade eder ilahî aşkı. Tasavvuf kültürünün temel motiflerinden biri
aşkla musikinin birlikte iç içe olmasıdır. İlhan da aynı şekilde aşkını
gramofondan duyduğu müzikle birleştiriyor. Buradaki gramofondan gelen
müzik, ilahî değil beşerîdir.
*Temiz ve dürüst bir hayat yaşama
arzusu: Mutasavvıfın en büyük arzusu, ezelî sevgilisi olan Allah’la
birlikte olup, temiz, helal, dürüst bir hayat yaşamaktır, ellerini
kirletmemek, haram yememek, kötülük yapmamak, günah işlememektir. İlhan
da aynı şekilde bu insanî erdemi dünyevîleştirerek yani haram, helal,
günah, gibi terimlerden uzak olarak profan anlamda, seküler bağlamda
bir etik tavır geliştirir. Kimseye kötülük etmeden, haksız kazanç
sağlamadan, sevgilisiyle birlikte temiz bir hayat yaşamak ister. Buna
göre mutasavvıf ahlâkîdir, İlhan ise etiktir.
*Besmele: Her şeye
Allah’ın adıyla başlamak. Mutasavvıf ya da genel anlamda bütün
Müslümanlar, her işe Allah’ın adıyla başlarlar. Bu Allah’ı her şeyden
üstün görme, onun iznini alma, ona dayanma ve güvenme, her şeyi onun
kontrolünde bilme ve ona saygı duyup ona teşekkür etme, nimetleri ondan
bilme, kendi varlığını ona bağlama anlamını karşılıyor. İlhan da bu
motifi beşerîleştiriyor. ”Sus deyip adınla başlıyorum” mısraı
besmelenin tersinlemeli bir şekilde yeniden üretilmesidir.
*Kenz-i
mahfî: Sevgilinin gizli bir hazine olması: İslam tasavvufunda bir kudsî
hadis vardır: Allah Tealâ: ”Ben gizli bir hazine idim, bilinmek
istedim, bundan dolayıdır ki insanları yarattım” buyurmuştur.
Mutasavvıflar bu hadise çok değer verirler. Zati şöyle der: “Kendini
bildirmek için “kenz-i mahfî” etdi zuhûr / Etmedi var hazret-i Hak cinn
ile insanı abes”.
Harabî de şöyle der: “Küntü kenz remzinin olduk âgâhı / Ayne’l-yakîn gördük Cemâlullahı”
(İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Akçağ yayınları, Ankara 1995, s.322)
Attila
İlhan da “içimsıra kımıldıyor gizli denizlerin” mısraıyla bunu
dönüştürüyor. Buna göre sevgilinin gizli denizleri, zenginlikleri,
gizemi vardır. Bunları keşfedecek olan da şairdir. İlahî zenginlikleri,
hazineleri keşfedecek olan mutasavvıftır, beşerî sevgilinin gizli
denizlerini keşfedecek olan da Attila İlhan’dır.
*Sevgili ve saç
kompozisyonu: Türk edebiyatında sevgili ve saçı imgesi, tarihsel olarak
üç aşamalıdır: 1.Divan şiirinde sevgili de saçı da durağandır. Sevgili
ve topuklarına kadar uzanan ya da perişan olan saçı sadece hayal edilir
ve durağandır. Belli bir hareketlilik ve dekor içinde değildir.
Dekordan, tabii ortamdan ve gerçek hayattan kopuk bir tahayyüle konu
edilir. 2. Ahmet Haşim’de saçıyla birlikte düşünülen sevgili Divan
şiirine göre daha dünyevî, somut ve yarı hareket kazanmıştır. “O Belde”
şiirinde şöyle der:
“Denizlerden / Esen bu ince hava saçlarınla
eğlensin. / Bilsen / Melâl-i hasret ü gurbetle ufk-ı şâma bakan / Bu
gözlerinle, bu hüznünle sen ne dilbersin!” (Ahmet Haşim Bütün Şiirleri,
hzl.İ.Enginün, Z.Kerman, Dergah yayınları, İstanbul 1987, s.157)
Burada
sevgili deniz kenarında durmuş, hareketsiz ufka bakmakta ama saçları
rüzgarda dalgalanmaktadır, yani hareketlidir. Dolayısıyla sevgili
durağan ama saçı hareketlidir. Diğer yandan somut bir tabiat dekoru
içinde yine somut olarak gözlenmekte ve izlenmektedir. Divan şiirinde
tahayyül ediliyordu, burada gözleniyor.
3.Attila İlhan’da ise “kötü
rüzgar saçlarını götürüyor” mısraında görüldüğü gibi sevgili de saçı da
hareketlidir. Gerçek hayatın gündelik yaşantısı, koşuşturması içinde
resmedilmektedir.
II. ŞEKİL
1. Nazım Şekli: Şiir, mısra
kümelenişi bakımından 6 bentten oluşuyor. Bentlerin mısra sayıları
değişik. Bu bakımdan nazmın sabit şekillerinden birine bağlı değil.
Şair, mısra kümelenişine bağlı bent sistemini tamamen muhtevaya bağlı
kalarak kurgulamış. 1. bent, sevgiliye olan tutkulu bağlılığın
vurgusunu içeriyor. 2. bent, aşkın tabiat ortamında dillendirilmesi söz
konusu. 3.bentte aşkın ve sevgiliyle birlikteliğin genel durumu ve
sonuçları düşüncesine yer veriliyor. 4. bentte sokak dolaşmalarında
sevgilinin hatırlanması ve aşkın müzikle birleştirilmesi vurgulanıyor.
5.bentte ise sevgilinin çocukluğu ve şimdiki durumları tahayyüle bağlı
olarak ortaya konuyor. Son bentte ise sevgiliyle birlikteliğin somut
halleri değişik boyutlarıyla irdeleniyor. Görüldüğü gibi şair, bentleri
aşk ve sevgilinin değişik görünüm ve tahayyüllerine bağlı olarak
kuruyor.
III. DİL VE ÜSLÛP
A. Dil: Şiirde oldukça yalın ve
konuşulan bir Türkçe, bütün canlılığı, renkliliği ve zenginliği ile
kullanılıyor. Anlamı bilinemeyecek hemen hemen hiçbir kelime yok.
1. Dil Sapmaları
a.
Yazım Sapmaları: Şair, kuralları konmuş, belirli ve yerleşik imlaya ve
noktalama işaretlerine uymamış. Mesela hiç büyük harf kullanmamış.
“İstanbul” ve “Fatih” gibi özel isimler de küçük harfle başlatılmış.
Noktalama işaretleri de yok denecek kadar az. Şair neden böyle bir
tutumu tercih etmiş? Bu konuda elimizde somut bir bilgi ve açıklama
yok.
b. İfade Sapmaları: Fatih’te yoksul bir gramofonun çalması:
Burada ‘yoksul bir gramofon’ alışılmamış bir bağdaştırmadır. Sıfat
tamlamasında sıfat-isim arası uyumsuzluk var. Gramofon için yoksul
sıfatı kullanılmaz. ‘yoksul’ kelimesinin çağrışımsal anlamı üretilmekte
ve uzun süre kullanıla kullanıla eskimiş ve yıpranmış bir müziği ve
sesi nakleden bir alete yani gramofona dolaylı olarak böyle sıfat
yapılmıştır.
B. Üslûp
-İç Konuşma Üslûbu: Şiirde iç konuşma üslûbu vardır. Şiir, baştan başa şairin iç konuşmalarından meydana gelmektedir.
-Lirik
Üslûp: Lirizm Attila İlhan şiirinin temel unsurlarından biridir. Duygu
coşkunluğu ve müzikalite, onun şiirinin temel unsurlarındandır. Bunu
burada da görüyoruz. Ayrıca yer yer yakarış üslûbunu da görmekteyiz.
IV. AHENK: Şiir müzikal değeri yüksek bir metindir. Şair, eserini ahenkli kılabilmek için bazı yollara başvurmuştur. Bunlar:
1.
Ses ve Mısra Tekrarları: Şiirde bilinçli olarak tercih edilmiş ünlü ve
ünsüz tekrarına dayalı bir ahenk yok. Ancak düzensiz bir kafiye
uygulaması görüyoruz. Bu da ahengin doğmasında etkili oluyor. Şair,
ahengi en çok da rediflerle sağlıyor. Bir de “ben sana mecburum”
mısraının 5 kez tekrarlanmasıyla ortaya çıkan bir ahenk var.
2.
Vezin: Şiir, vezin bakımından da serbest. Dolayısıyla şeklî anlamda
vezne dayalı bir ahenk yok, ancak şiirin bütününe yayılan serbest vezin
içinde hissedilen derunî ahenkten bahsedebiliriz.
kaynak: edebiyatotagi.com
|