| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Ölü Ozanlar Derneği

edebiyat ve şiir üzerine gençlik çalışmaları

32 "can dündar" etiketi kullanan gönderi (sayfa 1)"can dündar" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Vehbi Koç - 2. Cilt


Özel Arşivinden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç 1961-1976 (2. cilt)

Can Dündar tarafından hazırlanan ve yakın tarihimize ışık tutacak bir kitap. Özel Arşivden Belgeler ve Anılarıyla Vehbi Koç adlı kitap, Vehbi Koç’un 1961 başı ile 1976 sonu arasındaki 15 yılın siyasi notların derlenmesinden oluşuyor. Kimisi devlet büyüklerine yazdığı yazılar, kimisi özel mektuplaşmalar, kimisi büyük bir disiplinle yaptığı her görüşmeden önce hazırlık için her görüşmeden sonra da tarihe kayıt için tuttuğu notlar...

Yapı Kredi Yayınları

Yakamdaki Yüzler


Evde bir çekmecede duruyor, yitirdiklerimin kara çerçevelere hapsedilmiş yüzleri...
Her bir yüzün üzerinde, onları hüzünlü bir cenazede ceketimin yakasına rapteden toplu iğne izleri...
Kimini ecel denilen meçhul nehre bırakmışım kendi ellerimle...
Kimini hain saldırılar almış benden; kalleşçe...
Kimi vakitli gitmiş; sırasız ölmüş kimi...
Oğlunu gömmüş babalar, finalini hazırlamış ressamlar, son yolculuğa şiirlerle uğurlanmış dostlar...
Tanıştıklarım da var içlerinde; hiç tanıyamadan kaybettiklerim de...
Meslektaşlarım, hocalarım, arkadaşlarım, akrabalarım...
Her birinin öyküsünde ayrı bir yaşam dersi bulduğum kahramanlarım...
Yüreğimin kabrinde yan yana yatıyorlar.
Ve bu kitap, ardından yazdığım yazılarda buluşturuyor onları...
Hafızanın ihanetine karşı, yazının vefasını kanıtlıyor.

Yayınevi: İmge

Ecevit ve Gizli Arşivi


Ecevit ve Gizli Arşivi
Can Dündar-Rıdvan Akar

Oran’daki büro-evin salonunun hemen arkasındaki odanın dört duvarı kütüphaneyle çevriliydi. Kütüphanede raflar...
Raflarda dosyalar...
Dosyalarda mektuplar, yazılar, raporlar...

Kapağını kaldırdığımız her dosya, yakın tarihin bir başka karanlık köşesini aydınlatıyor; okuduğumuz her sayfa, bilmediğimiz bir olaya ışık tutuyordu. Kısa zamanda bunun sadece Ecevit’in değil, Türkiye’nin arşivi olduğunu fark ettik. Orada yazılanlar hepimizin tarihiydi. Bir kısmı tarih olsa da çoğu hâlâ günceldi. Belgeselde ve kitapta kullanmak için izin istedik. Ecevit, izin verdi.

İşte bu kitapla o paha biçilmez arşivin bazı önemli belgeleri kamuoyuna açılıyor; arşivin sahibinin yaşam öyküsüyle birlikte... Büyük çoğunluğu ilk kez yayınlanan bu belgeler, sadece Ecevit’i merak edenlere değil, yakınçağ Türkiye siyasi tarihini inceleyenlere de ışık tutacak nitelikte...

Yayınevi: imge

Karaoğlan


Tarih onu hangi yüzüyle anımsayacak?Solu iktidara taşıyan dürüst siyasetçi, devletin güvenilir çınarı, politikaya zerafet ve tevazu katan şair mi? Yoksa solun birliğini engelleyen inatçı, kuşkucu, yanlız lider mi?
Demokrasinin kilometre taşlarında acaba kaç kişi dağlara taşlara yazılan Karaoğlan efsanesini anımsayacak?Ve kaçı siyasette zirveden cezaevine, cezaevinden yeniden zirveye yükselişin ve sonra sandıkta unutulup gidişin nedenlerini sorgulayacak?
Türkiye, son 50 yılına damgasını vuran bir lideri, bir cumhuriyet aydınını, ülkenin en kritik günlerinin kaptanını nasıl anımsayacak?

Yayınevi : İmge

İsmet Paşa


Savaşlar kazanmış muzaffer bir kumandan...

İnatçı bir diplomat...

Cumhuriyet kurmuş bir devlet adamı...

Kafasında 40 tilkiyi kuyruklarını birbirine değdirmeden gezdiren bir politikacı...

İdeal bir eş...

Örnek aile babası...

Kimine göre ise tek parti döneminin astığı astık kestiği kestik diktatörü...

Ülkenin unutulmaz “Milli Şef”i....

 

Hayranları kadar düşmanları da oldu;

sevenleri kadar nefret edenleri de...

 

Ama kimse onu görmezden gelemedi...

 

Bu belgesel-kitap “2. Adam”ı görmeyenlerle, görmezden gelenlerle yeniden tanıştırıyor.

 

 

Yayınevi : İmge

Nazım Can Dündar


Moskova'da ilk taksiye bindiğinde taksici "Nereye patron?" diye sordu. Kızdı Nâzım:
"Burası emekçilerin ülkesi değil mi? Patron da nereden çıktı?" Yazarlar Birliği toplantısında patladı:
"Buraya gelince korkunç hayal kırıklığına uğradım. Sizin sosyalist gerçekçilik dediğiniz sanatın sosyalizmle de, gerçekçilikle de ilgisi yok".
Tepkisini İvan İvanoviç oyununda da yansıttı. Oyunun başkahramanı Nâzım'a şöyle sesleniyordu:
"Siz Moskova'da misafirsiniz. Niye konukseverliğimizi kötüye kullanıyor, bizimle uğraşıyorsunuz?" Nâzım yanıtlıyordu:
"Hakiki dost insana evine giren yılanı gösterir. Ben de onu gösteriyorum. Bu yılan, bürokrasidir."
Artık Türkiye'de olduğu gibi Sovyetler'de de oyunları yasaklanan bir rejim muhalifiydi. Son nefesine kadar komünist kaldı. Ama Stalinizme ve onun bürokrasisine de direnen bir komünist...
Nâzım Hikmet'in 100. doğum yıldönümü için hazırlanan belgeselin kitabı Nâzım...Bu kitapta Şair'in az bilinen sürgün yılarının öyküsünü bulacaksınız; siyasal mücadelesini, gurbet şiirlerini, sevda ilişkilerini...
Bir muhalif, bir şair, bir âşık olarak Nâzım'ı yeniden tanıyacak, şaşıracaksınız.

Yayınevi : İmge

Vehbi Koç


Vehbi Koç hiç kuşkusuz, Türkiye'nin XX. yüzyılına damgasını vuran en önemli isimlerden biri...
1900'lerin başında Ankara'da küçük bir hırdavat dükkânıyla başlayan girişimcilik serüveni, 1900'lerin sonunda bir sanayi devi yarattı.
Bugün hemen her evde, bu devden bir iz var.
Ne var ki, genç kuşaklar bu mucizeyi yaratan adam hakkında çok az şey biliyorlar.
Bu kitapta onun kendi ağzından hayat hikayesiyle birlikte ilk kez kapıları açılan özel arşivinden, gün ışığına çıkarılan belge ve fotoğrafları da bulacaksınız.
Binlerce yazışma arasından titizlikle seçilen bu belgeler, bir sanayi devinin hayat öyküsünün yanı sıra Türkiye'nin iktisadî, siyasî ve sosyal geçmişine de ışık tutuyor.

 

Yayınevi : Doğan Kitap

İlk Durak-İETT


Necdet Mahfi Ayral, Rasih Nuri İleri, Hıfzı Topuz, Memduh Ün, Yaşar Kemal, Ferruh Bozbeyli, Recep Bilginer, Tuncel Kurtiz, Recep Tayyip Erdoğan, Mustafa Sarıgül...
Onlar, bu ülkenin düşün dünyasına, sanat hayatına can katan isimler...
Kimi sinemacı, kimi edebiyatçı, kimi felsefeci, kimi politikacı...
Farklı coğrafyalardan, farklı amaçlarla İstanbul'a geldiler.
Bir hayat kavgasının içine girdiler.
Para kazanabilecekleri bir işe, kendilerine de vakit ayırabilecekleri bir mesai düzenine, ama daha da önemlisi farklılıklarını hazmedebilecek bir iş ortamına ihtiyaçları vardı.
Aradıkları ortamı aynı adreste buldular.
O adres, ömür maceralarının "ilk durağı" oldu.
Son durağa geldiklerinde hepsi mesleğinin zirvesindeydi.
Ama hayatlarının o ilk durağını, asla unutmadılar.

Kırmızı Bisiklet


Ve ben, aslında harfiyen hatırlayarak dünün bol vakitlerini, doyumsuz sohbetlerini, telaşsız saatlerini, saadeti hüzünle yoğurarak geçtim ihtiyar adamın süzgecinden...

Ben onu gemleyemedim, o demledi beni...

Olgunlaştım; basarak üzerine birikmiş bütün yırtık takvim yapraklarının, yıllar yılı aynı çemberde dolanmaktan başı dönmüş akrep ve yelkovanların, o incecik delikten biteviye süzülmüş kumların, evine gire çıka ötmekten sesi kısılmış yorgun guguk kuşlarının, batmış onca güneşin, parıldamış bunca ay ışığının, hilalin ve fecrin, uğruna savaşılmış, yokluğuna alışılmış dostların, birbirine karışarak yanıp sönen kahkahalarla gözyaşlarının, yazılmış yazılamamış bunca satırın, tutulmuş tutulamamış onca sözün, dediklerimin, diyemediklerimin, bir an önce bitmesini istediğim veya hiç bitmesin diye dualar ettiğim anların, koşuda çabuk yorulanların ya da koşmaya hiç niyeti olmayanların, sevaplarımın, günahlarımın, hatalarımın...

     ... süzüldüm imbiğinden...

     Piştim, o ihtiyarın dergâhında...

     Babamın oğluydum eskiden;

     Oğlumun babası oluverdim birden...

 

Yayınevi : İmge

Sedat Alp


"...Okuyunca göreceğiniz gibi, bu hayat öyküsünde, yeni Cumhuriyetin dişinden tırnağından artırarak yurt dışında okuttuğu bir genç neslin azmi gizli...

 

Atatürk, ulus yaratma mücadelesinde bu gençleri Anadolu uygarlıkları araştırmasına yönlendirdi; onlar da canla başla çalışarak o güne kadar sadece yabancıların ilgilendiği bir alana Türkiye'nin damgasını vurdu.

 

Bu sayede Sedat Alp ilk Türk Hititolog oldu.

 

Ne yazık ki, bu yaşam öyküsünün içinde kuruluş yıllarının heyecanı ve azmi kadar, sonraki yıllardaki basiretsizliğin, kısır çekişmelerin ve iş bilmez yönetimlerin bütün o kazanımları nasıl kolaylıkla harcadığının belgeleri de var.

 

Bu da madalyonun öbür yüzü...

 

Çağımızın ve insanlık tarihinin en önemli dillerini ana dili gibi konuşan Sedat Alp, notlarını "Bugün tekerlekli sandalyede olduğum halde hâlâ çalışmalarım devam ediyor, sağlığım elverdiği sürece de bu çalışmalarımı sürdüreceğim," diye noktaladı.

 

Bize ise bizzat tanık olduğumuz bu çalışkanlığa, bu yaşama azmine şapka çıkartmak kaldı.

Yeni gelecek kuşaklara örnek olması dileğiyle..."

 

Yayınevi : TUBA - Türkiye Bilimler Akademisi

KAYIT ile Sitenizi UÇURUN ...
Pagerank