Ve
ben, aslında harfiyen hatırlayarak dünün bol vakitlerini, doyumsuz
sohbetlerini, telaşsız saatlerini, saadeti hüzünle yoğurarak geçtim
ihtiyar adamın süzgecinden...
Ben onu gemleyemedim, o demledi beni...
Olgunlaştım;
basarak üzerine birikmiş bütün yırtık takvim yapraklarının, yıllar yılı
aynı çemberde dolanmaktan başı dönmüş akrep ve yelkovanların, o incecik
delikten biteviye süzülmüş kumların, evine gire çıka ötmekten sesi
kısılmış yorgun guguk kuşlarının, batmış onca güneşin, parıldamış bunca
ay ışığının, hilalin ve fecrin, uğruna savaşılmış, yokluğuna alışılmış
dostların, birbirine karışarak yanıp sönen kahkahalarla gözyaşlarının,
yazılmış yazılamamış bunca satırın, tutulmuş tutulamamış onca sözün,
dediklerimin, diyemediklerimin, bir an önce bitmesini istediğim veya
hiç bitmesin diye dualar ettiğim anların, koşuda çabuk yorulanların ya
da koşmaya hiç niyeti olmayanların, sevaplarımın, günahlarımın,
hatalarımın...
... süzüldüm imbiğinden...
Piştim, o ihtiyarın dergâhında...
Babamın oğluydum eskiden;
Oğlumun babası oluverdim birden...
Yayınevi : İmge