DOSTOYEVSKİ'NİN ESERLERİ
Karamazov Kardeşler
Küçük
bir Rus köyünde toprak sahibi olan Fedor Pavloviç Karamazov'un
dehşetli, esrarengiz ölümü, kısa sürede yalnız yaşadığı beldenin değil
bütün Rusya'nın ilgiyle takip ettiği bir dava haline gelir. Ölümden,
toplumda hiç sevilmeyen, ömrünü ilkesizlikler üzerine kurmuş maktûlün
büyük oğlu Dimitri Karamazov mesul tutulmaktadır...
Ne var ki;
insanın bilgiyle donatılmış aklı ve maddi deliller, hayatın girift ve
akıl almaz oyunları karşısında çoğu zaman aciz kalmakta ve kader
ağlarını örmektedir...
Dostoyevski gibi güçlü bir düşünür ve
edebiyatçının hayat, ölüm, aşk, erdem, para, fikir, sanat, felsefe ve
ruh bilimine dair bir ömür heybesinde biriktirdiklerinin muazzam bir
kurguyla birleşmesinden doğan Karamazov Kardeşler, dünya durdukça
önemini kaybetmeyecek olay ve insan örgüsüyle, dünya edebiyatının en
önemli yapıtlarından olma özelliğini sonsuza dek koruyacaktır...
İnsancıklar
İnsancıklar'ın
mekanı, pek çok Dostoyevski öyküsünde olduğu gibi yine Petersburg.
Büyük ustanın, o güçlü üslubuyla anlattığı; sıradan, pek fazla dikkat
çekici olmayan, fakir insanların dostluk ve sevgi öyküsü. �...Nedense,
bahar insanda sıcak ve mutlu hisler uyandırıyor. Tabiatla birlikte
insanın duyguları da canlanıyor. Ben ki, hayatta dikili ağacı olmayan
zavallı bir ihtiyarım. Düşünebiliyor musun, ben bile hayal
kurabiliyorum!
Beyaz Geceler
Beyaz Geceler'
Petersburg'un dört beyaz gecesinde yaşanmış sade ve derin bir aşkın
öyküsü. Sokakta tanışan hikayelerini paylaşan iki genç birbirlerini çok
iyi anlarlar, çünkü farklı mekanlarda aynı duyarlılıkla benzer şeyler
yaşamışlardır. İkisi de birbirlerinin hikayelerinin cazibesiyle
sarsılırlar. Fakat ne yazık ki Nastenka'nın hayatına girmiş ve ruhunu
kuşatmış bir aşk vardır. Öyle olduğu için gerçekte öyküsü olan ve
öyküsüyle hayata galip gelen o olur. Muhatabı ise zaten bütün ömrünü
yaşanmış o dört geceyle sınırlamaya razıdır...
'Beyaz Geceler'
Dostoyevski'nin zamanı, mekanı ve olay örgüsünü sınırlı tutularak
kahramanların iç alemlerinde alabildiğine derinleştiği 'klasik' bir
'Dostoyevski romanı'.
Yeraltından Notlar
Hayatını
yabaniliğe varan bir yalnızlık içersinde geçiren bir adamın öyküsü
Yeraltından Notlar. Mantık denen şeye bir tekme atıp, tüm
matematikçileri cehennemin dibine yollamak isteyen çelişkilerle dolu
garip bir adamın 'Yeraltı' diye isimlendirdiği kendi münzeviliği, ya da
kendi karanlık bilincine çekilerek olayları ve insanları değerlendiren
zeki, ama ne yazık ki zavallı birinin... Belki de Dostoyevski'nin
yazarlık yöntemini kavramada bir anahtar görevi gören Yeraltından
Notlar, insanı, hem kişisel hem de ruhsal değişimi ve çelişkileriyle
ele alan güçlü bir Dostoyevski klasiği.
Kumarbaz
General'in
evinde özel öğretmen olan Alexis Ivanovitch, sevgilisini borçtan
kurtarmak için girdiği kumarhanede, kazanmak ya da kaybetmekten daha
önemli bir şeyi, içindeki kumarbaz ruhu fark eder. Ve bu farkedişin
ardından rulet masaları başında yitirilen işin, aşkın hatta bizzat
hayatın öyküsü başlar....
İçi dünyamızın somut olmayan gerçekleri
üzerinde yaptığı cesur tahlillerle dünya edebiyatına damgasını vuran
Dostoyevski, sürgün yıllarının ardından kaleme aldığı Kumarbaz'da
aşkın, ihtirasın ve paranın kurbanlarını resmediyor.
Suç ve Ceza
Kötülüğü
ve kötülük sonucu insan vicdanın yaşadığı azapların her türlü hukuki
cezadan daha etkin olduğunu anlatan, Dostoyevski�nin büyük eseri...
Toplumdaki çarpık adalet anlayışını Raskolnikov karakteriyle irdeleyen
Dostoyevski; kötülüğü ve kötülük sonucu insan vicdanının yaşadığı
azapların her türlü hukuki cezadan daha etkin olduğunu ileri sürer.
Raskolnikov'un öyküsü aslında biraz da her insan içinde var olan gizli
bir yanının öyküsüdür.
Ezilenler
Timaş Dünya Klâsiği
Serisi Dostoyevski'nin güçlü kaleminden çıkmış bu eserle daha da
zenginleşti. Yazar Vanya, evliliğe bir adım kala, kendisini terk ederek
bir prensin ardından giden nişanlısından ayrılmak zorunda kalır. Ve
onunla dost olmaya karar verirler. Kısa sürede ayrılığın eşiğine gelen
bu aşk öyküsünün yaralarını sarmaya çalışırken iz sürdüğü gerçekler,
bir insanın değil, aslında insanlığın kaderinin öyküsünü çıkarır
karşısına�
Hayatını, insan ruhunu en ince ayrıntılarıyla irdelemeye
adayan Dostoyevski, Ezilenler'de, kaldırım taşları üzerinde yaşanmış,
ayrı bedenlere bürünmüş benzer kader öykülerini anlatıyor. Hayatın tâ
içinde cereyan eden dudak ısırtıcı olayları�
Amcanın Rüyası
Dostoyevski
gibi dev bir yazarın mutlaka okunması gereken romanı. �Amcanın Rüyası�;
aykırı bir yazarın gözünde Rus aristokrasisinin gerçek yüzü. 19. yüzyıl
Rusya�sının taşrasında bir kır köşkündeyiz. Akıl sağlığı pek yerinde
olmayan ama soylu olduğu için çevredeki zengin ve aristokrat aileler
tarafından saygıyla karşılanan bir prens. yeğeni ve genç kızlarını
Prensle evlendirmek suretiyle soylular arasına girerek sosyeteye
karışma hayallerin kuran bir dizi taşra kadının garip ve komik öyküsü
�Amca�nın Rüyası�.
Dostoyevski�nin sert ve kinayeli dili bu sefer
Çarlık dönemi Rusya�sının kültürel yozlaşma içindeki Rus
aristokratlarına yöneliyor. Fransız kültürüne özenti içindeki insanları
en komik ve en zayıf halleriyle sergileyen Dostoyevski aynı zamanda
güçlü bir aristokrasi eleştirisi sunuyor.
Netoçka Nezvanova
Netoçka
Nezvanova, Dostoyevski'nin yazarlığının ilk döneminin ürünü.
Yazarlığının son döneminde yazdığı ve her biri dünya klasiği kabul
edilen romanlarındaki yalınlık ve içtenlik, Netoçka Nezvanova'da doruk
noktasındadır. Dostoyevski, bu yalınlığı ve içtenliği yazarlığı boyunca
korumuş, başarılarının diğer öğelerinin yanısıra bu ögede belirleyici
olmuştur. İnsan ruhunun derinlikleriyle ilgilenen ilk yazar değil ama
bu konuda yetke sayılan bir yazar olmasının kaynağı da bu ögedir. Bir
şeye içtenlikle bakarsak doğru kavrarız. Bu doğru kavrayış,
Dostoyevski'nin düşünsel ufku ve felsefi bilgileriyle yoğrulunca
Netoçka Nezvanova'lar çıkıyor ortaya.
Budala
�Niyetim
bütünüyle güzel bir insanı anlatmaktır.� Dostoyevski Budala�yı bu
amaçla kaleme aldı ve peygamberimsi kahramanı Prens Mişkin�i böyle
yarattı. Dostoyevski�nin en büyük dört romanından biri olan Budala,
aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük aşk romanlarından biridir de. Bu
dünyada iyi olmak mümkün müdür, yoksa bu biraz da budalalık mıdır? Bu
başeserinde Dostoyevski�nin şeytani zekâsı iyilik ile kurnazlık, saflık
ile günah, aşk ile inanç arasındaki tehlikeli bölgelere giriyor.
�İnsanlık
komedyasının olağanüstü zenginliğine rağmen, Dostoyevski�nin kişileri
hep aynı düzeyde, alçakgönüllülük ve gurur düzeyinde toplanır ve
sıralanırlar... Dostoyevski�nin kadın kahramanları, erkeklerden de
fazla kararlıdırlar gururlu olmaya, onları gurur harekete geçirir hep.�
Başkasını Karısı
Ruhsal
çözümleme, ünlü Rus yazarı "Dostoyevski"nin hemen hemen tüm
yapıtlarının ana eksenini oluşturur. "Başkasının Karısı",
Dostoyevski'nin "Kıskançlık" üzerine kurduğu ve onun, ruhsal çözemlenin
ustası olduğunu kanıtlayan uzun öykülerinden biridir. Dostoyevski,
kitabın ikinci uzun öyküsü olan "Dürüst Hırsız"da ise bir terziyle bir
hırsızın insani dramını aktarıyor
Ev Sahibesi
Dostoyevski,
Ordinov'un Katerina'ya tutkusunu konu ettiği "Ev Sahibesi" adlı bu uzun
öyküsünde, yine insan kişiliklerinin özlerine iniyor. Dostoyevski'nin
bu derinlemesine arayışı klasikleşen bir uzun öykü yaratıyor "Ev
Sahibesi" ile. Aşk arayışı ile düşsellik arasındaki ilişkinin
irdelendiği bu uzun öyküde insan'ı buluyoruz karşımızda.
Ebedi Koca
...Öte
yandan, böyle bir kadına uygun düşen ve bütün görevi bu kadına uygun
düşmek olan bir koca tipi de vardı. Böyle bir kocanın asıl görevi
'ebedi koca' olmaktı, yani o hayatı boyunca kocadan başka bir şey
değildi.
'Böyle adamlar koca olmak için doğup büyürler,
kendilerine özgü karakterleri olsa bile evlenir evlenmez karılarının
tamamlayıcısı oluverirler. Bu tip bir kocanın en belirgin özelliği
alnındaki madalyalardır.
Boynuzlarının olmaması güneşin doğmaması demektir. Bu gerçekten habersizdirler, doğaları gereği habersiz olmak zorundadırlar
Öteki
Dostoyevski'nin
gizem dolu bir romanı: Kahramanı memur Yakup Petroviç'in 'Olmasından
korktuğu ve olacağını önseziyle anladığı şeylerin hepsi gözünün önünde
bir bir gerçekleşiyordu...''Saçlarının başında dikleştiğini hissetti ve
olduğu yerde kendini kaybetti. Yol arkadaşını tanımıştı: Bu adam
kendisi, yani Yakov Petrovic Goladkin`den başkası değildi! Başka bir
Goladkin olduğu halde tıpkı onun gibiydi, kısacası, her bakımdan onun
eşiydi...' Bu güzel ve gizemli romanı Dostoyevski hayranları
etkilenerek okuyacaklardır.
Batı Çıkmazı Puşkin Üzerine Konuşma
Puşkin
üzerine konuşma Dostoyevski'nin 6 Haziran 1880'de Moskova'da Puşkin'in
bir heykelinin açılışı münasebeti ile yaptığı konuşma metnini
kapsamaktadır.
Bu konuşmasında Puşkin'in çeşitli özellikleri
üzerinde durarak onun Rus milleti için taşıdığı milli değeri ifade
etmeye çalışan Dostoyevski, o yıllarda Rus aydınları arasında yaygın
olan batıcılığa karşı milliyetçiliği destekler.
Ona göre Rusya'nın
kurtuluşu öncelikle kendi milli ve manevi değerlerine sahip çıkmak
yolunda olacaktır. Halkına yabancılaşmış Rus aydını bu yoldu en büyük
engeldir. Ünlü yazarın düşünceleri Türkiye ve benzeri ülkelerde de
günümüze kadar süregelen batılılaşma hareketlerine açıklık getirmektedir
Bir Yazarın Günlüğü
Yirmi
aralıkta karar verildiğini, Vatanperver dergisinin yayın yönetmenliğine
getirildiğimi öğrendim. Ne var ki, bu büyük olay yani benim için büyük
olan bu olay son derece sade bir biçimde olup bitti. Tam o gün, yirmi
aralık günü Moskova haberleri dergisinde Çin İmparatorunun evlenme
töreni üzerine bir yazı okumuştum; çok etkilemişti beni bu yazı.
Görünüşte oldukça karışık olan bu parlak olay insanı şaşırtacak kadar
sade bir biçimde olup bitiyordu; Bu törenin her şeyi en küçük
ayrıntısına varıncaya dek, neredeyse iki yüz ciltlik törenler kitabında
daha bin yıl öncesinden anlatılmış, belirlenmişti. Bu çok büyük olayla,
Çin imparatorunun evlenmesi olayıyla, benim, derginin yayın
yönetmenliğine getirilmem olayını karşılaştırınca, yurdumuzun
kuruluşlarına karşı bir hoşnutsuzluk doldurdu içimi. Beni bu göreve
böylesine kolay getirmelerine karşın, Vatanperver'i Çin'de yayınlamanın
Prens Meşçerski ile benim için burada yayınlamaktan çok daha yararlı
olacağını düşünmekten kendimi alamadım... (Kitabın İçinden)
Delikanlı
'Delikanlı'
romanında evlilik dışı bir çocuğun, babasının sevgisini kazanmak
amacıyla gittiği Petersburg'daki serüvenlerini anlatırken, diğer yandan
Avrupa aydınının çöküşüyle Rusya'nın benzersiz ve yetkin kozmopolit
yapısı arasındaki ikiliği temel alır.
Ecinniler
Varoluşçu
felsefenin temel kaynaklarından biri kabul edilen ve birçok çağdaş
dünya yazarını büyük ölçüde etkileyen Dostoyevski günümüzde en çok
okunan 19. yüzyıl yazarları arasında ön sıralarda yer alır. İnsanın iç
dünyasını, karmaşık yapısını, ikilemlerini olağanüstü bir açıklıkla
yansıtan yazar modern roman anlayışı üzerinde yönlendirici bir rol
oynamıştır. Patetik bir hava ve derin bir psikolojinin egemen olduğu
yapıtları Dostoyevski'nin huzursuz, sinirli, aşırı duyarlı kişiliğinin
izlerini taşır. Duygu ve ideolojinin büyük bir ustalıkla
bağdaştırıldığı bir yapıt olan 'Ecinniler'de Dostoyevski nihilizmin,
tanrısızlığın ve Batı düşüncesinin Rus devrimcileri üzerindeki olumsuz
etkilerini sergilemiştir. (Arka Kapak)
İlyuşa
Ünlü
Rus yazarı F.M. Dostoyevski'nin yalnız çocuklar için yazdığı özel bir
kitabı yoktur. Ancak ünlü romanlarının bazılarında çocukları anlatan,
çocuk öyküsü sayılabilecek bölümler vardır. Usta yazarın ünlü Karamazov
Kardeşler romanından orjinalliği bozulmadan bölümler halinde alınarak
düzenlenmiş bu öykü Çocuk Kitapları Klasikleri arasında seçkin yerini
alacaktır. (Arka Kapak)
Natoçka İle Katya
Bu,
hastalığımın ikinci ve son dönemiydi. Gözlerimi yeniden açtığımda
üzerime eğilmiş bir çocuk yüzünü gördüm. Bu, benimle aynı yaşlarda bir
kızdı. İlk yaptığım ona elimi uzatmak oldu. Ona ilk bakışımda nedense
içime bir mutluluk, tatlı bir önsezi yayıldı. Bir an gözünüzün önüne en
küçük bir kusuru olmayan, insanın gözünü kamaştıran, insanı heyecana
düşüren, şaşkına çeviren, bakışlarınız onunla karşılaştığında
karşısında Allah'a şükretmek isteğini duyacağınız, çok, ama çok güzel
bir yüzü getirin. İşte bu, prensin kızı Katya'ydı. Moskova'dan yeni
dönmüştü. Benim davranışıma gülümsedi. Duyduğum tatlı coşkudan zayıf
sinirlerim gevşedi bir anda.
(Kitabın İçinden)
Tatsız Bir Olay
Bazı
yazarların ustalığı bir kitabıyla da anlaşılır. Dünyanın en büyük
yazarlarından olan Dostoyevski, Tatsız Bir Olay adlı romanında bu
ustalığı kanıtlar. Bu romanda Dostoyevski, liberalizm rüzgarlarına
kapılan bir Rus soylusunun bir geceye sığan serüvenini alaycı bir
tarzla anlatır. Tatsız Bir Olay'ı okuyun seveceksiniz. (Arka Kapak)
VE SON OLARAK;
Eğer Dostoyevski olmasaydı, Kafka ve sonrası insan psikolojisi üzerine kurulmuş romanlar ve pek çok şey eksik kalırdı diye düşünüyorum. Altını çizmek istediğim bir şey daha var; Dostoyevski'nin asıl yaptığı edebiyatı etkilemek değil, insanoğlunun insan hakkındaki fikrini değiştirmekti. Derler ki, Shakespeare insanoğlunun kafasına karakter denilen şeyi soktu. Eskiden karakterler hakkındaki fikirler daha basmakalıptı. 'Burnu çarpık olan korkak olur,' 'gözü sarı olan daha çok yaşar' gibi görüşler vardı. İnsanoğlunun karakteri, ruhuyla ilgili fikirler Shakespeare'den evvel Aristocu bir cetvele dayanıyordu. Shakespeare bize bir üslup, bir çizgi ve bir ruh öğretti. Böylelikle bizler bir insan hakkında fikir edinirken 'nasıl bir karakter, nasıl bir tip' diye sormaya başladık. Shakespeare bize bu kadar derin bir bilgi kazandırdı. Dostoyevski de bu düzeyde bir yazardır. İnsan ruhu hakkında bize öğrettiği bilgiler, açtığı kapılar hayata ilişkin temel bilgilerdir ve bu bilgiler hâlâ bu kitapların içindedir. Bu bilgileri izlediğimiz televizyon dizilerinden, annemizin bize öğrettiklerinden almamız mümkün değil.Belki de Dostoyevski'nin canlılığını, tazeliğini korumasının en büyük nedeni de budur. Dostoyevski'deki bilgiler o kadar derin ve kuvvetlidir ki, her okuyuşumuzda bizi sarsar. Borges'in bir sözü vardır; "Her insan ilk kez denize girdiği günü ya da ilkokula başladığı zamanı hatırlar. Bir de ilk Dostoyevski okuduğu zaman hatırladığı sarsıcı etki vardır."
Dostoyevski'den Sözler
*** Hayatımızda en yüce, en güçlü, en faydalı dayanağımız ana baba evinden kalan hatıralarımızdır
*** İnsan yaşamayı ve yaşamamayı aynı şey diye kabul ettiği zaman hürriyete kavuşur.
*** İnsanların bazen neye güldüklerini anlamak güçtür.
*** İnsanların saadet kadar felakete de ihtiyacı vardır.
*** İster tatlı, ister acı olsun, hatıra insana ıstırap verir.
*** Kadını kalkındıran, onu uçurumun dibine kadar yuvarlanmaktan koruyarak hayata yeniden doğmasını sağlayan biricik kuvvet aşktır
*** Çocuk, dünyanın en büyük saadetidir.
İnsancıklar
Yazar : DOSTOYEVSKI Baskı Yılı : 2008 Yayın Evi : ANTİK YAYINLARI Sayfa : 172
İnsancıklar''ın mekanı, pek çok Dostoyevski öyküsünde olduğu gibi yine
Petersburg. Büyük ustanın, o güçlü üslubuyla anlattığı; sıradan, pek
fazla dikkat çekici olmayan, fakir insanların dostluk ve sevgi öyküsü.
‘...Nedense, bahar insanda sıcak ve mutlu hisler uyandırıyor. Tabiatla
birlikte insanın duyguları da canlanıyor. Ben ki, hayatta dikili ağacı
olmayan zavallı bir ihtiyarım. Düşünebiliyor musun, ben bile hayal
kurabiliyorum!
Belki kısacaksınız ama, yeni bir kitap aldım. Oldukça duygusal psikolojik ağırlıklı kitap. Kitabın başında bir de şiir var.
Ah, niçin kuşlar kadar hür değilim?
Beni duvarlar arasına esir eden
Bu bağlardan nasıl kurtulacağım?
Daha bunun gibi birtakım hoyratça fikirler... Neyse, geçelim bunları... Nemize lazım!
Dostoyevski
| Adı Dostoyevski | Ölüm tarihi ve yeri |
||
| D.Yılı 30.Ekim.1821 | 26.Ocak.1881 | ||
| D.Yeri Moskova, Rusya | Moskova, Rusya | ||
| Meslek Yazar | |||
19. yüzyılın ikinci yarısında ün salan ve Batı'da en çok tanınan üç usta yazardan- Tolstoy, Çehov ve Dostoyevski- sonuncusu, Batı edebiyatının gelişesinde çok büyük etkisi olmuş, bir edebiyat dahisi, ''Suç ve Ceza'' ve ''Karamazov Kardeşler'' gibi klasiklerin Rus yazarı.
Feodor Mihayloviç Dostoyevski 30 Ekim 1821 yılında Moskova'da doğdu. Askeri doktor olan babası Mihail Andreyeviç Dostoyevski oldukça sert bir adamdı. En büyük tutkusu içkiydi ve ailesini sıkı bir disiplin altında yönetiyordu. Kocaman kız oldukları halde kızlarının yalnız başlarına sokağa çıkmasına izin vermezdi. Dört oğluna ise bir başçavuş sertilğiyle davranıyordu. Çok çabuk sinirlenir, çocukları ise kaçacak delik ararlardı. Adamın başka bir özelliği de cimriliğiydi. Durumunun iyi olmasına rağmen, çocukları 16 17 yaşına gelene kadar onlara cep harçlığı bile vermemişti. Anne Dostoyevski ve çocuklar, yaz aylarını Tula'da geçiriyorlardı. İşte Feodor babasına hizmet eden köylülerle bu sırada tanıştı ve onlara bağlandı. Bu deneyim, çocuğun gelecekteki yaşantısı üzerinde çok derin etki yaratacaktı.
1837'de annesini kaybeden Feodor, ağabeyiyle birlikte mühendislik okuluna girmek üzere başvurdular.
Karısının ölümünden sonra kendini büsbütün içkiye veren baba Dostoyevski ise artık çalışamaz hale geldi ve toprağına çekildi. Burada köylülere ve kölelerine o kadar kötü davrandı ki en sonunda kendisini öldürmelerine yol açtı.
Feodor ise 1834 yılında mühendislik okulunu bitirip orduya katıldı. Kendisi için hiç bir anlamı olmayan bir hayata dalmıştı. Bohem çevrelere dadandı, maaşına ve topraktaki payından aldığı yıllık 5.000 rublelik gelire karşılık devamlı sıkıntı içindeydi. Bilardoya merak salmıştı ve hep kaybediyordu. Hayatı boyunca serseri yaşamı nedeniyle, son yıllarında kitaplarından sağladığı gelirin dışında hep yoksulluk içinde kıvrandı.
Bu garip kontrol dışı davranışlarına karşılık, hayatını baştan başa değiştirecek olay yaklaşıyordu. Edebiyatla ilgilenmeye başlamıştı ve işe Balzac'ın ''Eugenie Grandet''sini Rusçaya çevirmekle başladı. Ordudaki hayattan da iyice sıkılmıştı. Abeyine 1843 yılında yazdığı mektupta, '' Askerlikten patatesten nefret ettiğim kadar nefret ediyorum'' diye yazmıştı. Ertesi yıl da daha fazla dayanamayarak istifa etti. Kararını kardeşine mektupla haber verirken şöyle diyordu: ''Hiç pişman değilim. Bir ümidim var. Romanımı bitirmek üzereyim. Orjinal bir eser olacak.''
Dostoyevski, romanını Oteşestvenya Zapiski adlı ünlü bir edebiyat dergisinde yayınlatmayı ummuştu; fakat aradan bir yıl geçtiği halde dergi, romanında önemli değişiklikler yapmadıkça, eserini yayınlamayı reddetmeye devam ediyordu. O da istenen değişiklikleri yapmak yerine, eserini kendi hesabına bastırmayı kararlaştırdı ve kazanacağı parayla borçlarını kapatabileceği umuduyla 1846'da ''İnsancıklar''ı yayınladı. Kitabı okuduktan sonra zamanın ileri gelen eleştirmenlerinden biri, ona şu mektubu gönderdi: ''Siz sorunun ruhunun en derinlerine varmış ve birkaç çizgide büyük bir gerçeği ortaya koymuşsunuz. Sizden rica ediyorum, yeteneğinizi değerlendirin ve ona karşı hep dürüst olun. Böylece büyük bir yazar olabilirsiniz.''
Eserini öven yalnızca bu eleştirmen değildi. Dostoyevski bir gün içinde ününün doruğuna ulaştığını gördü. Ağabeyine, ''Herşey adeta bir mucize gibi oldu,'' diyordu.
Fakat üne kavuştuktan sonra iyice küstahlaşarak kendisine hayran olan insanlara sert şekilde davranan Dostoyevski'nin bu tutumu, taşradan geldiği için alaya alınmasına ve küçük düşmesine neden oldu. İnsancıklar'ın hızlı gelen başarısından sonra durgun ve başarısız bir dönem geçirdi. Saldırgan hareketleri yüzünden yapayalnız kalan yazarın borçları başına dert oldu. Bu yüzdende yazmaya yeterli zamanı ayıramaz olmuştu. İlk başarısını tekrar yakalayamayacakmış gibi görünüyordu. Edebiyat dünyasının kendisine karşı alaycı tutumu ise artarak devam etmekteydi.
|
İnsan ruhu, şeytanın tanrıyla savaştığı bir savaş alanıdır.
|
Bu çevrenin kapılarının yüzüne kapanmasıyla Dostoyevski bir başkasına döndü ve reformculara katıldı. Hükümet her türlü söz özgürlüğünü yasaklayan ve köylülerin kölelikten kurtulmalarını öngören yazıları sansür edecek çalışmalar yapıyordu. Dostoyevski iki nedenden bu konuyla yakından ilgiliydi; biri yazar olarak, ikincisi de babasının Tula'daki toprağı yüzündendi.
23 Nisan 1849 yılında Çarlık polisi tarafından yatağında tutuklanan Dostoyevski, grubun diğer yirmi üyesiyle beraber 22 Aralık'ta kurşuna dizilmek üzere Semyonevski alanına götürüldü. Tam asılacakken ölüm cezasının hapis cezasına çevrilmesiyle Omska'ya gönderildi. Dostoyevski, dört yıl boyunca çektiği acıları, 1861'de yayınlanan ''Ölüler Evinden Anılar''da anlatmıştır. Dostoyevski biraz olsun toparlanabilmek için er olarak yeniden orduya girdi. Buradayken ''Ölü Evi''ni yazmaya başaldı. Bir subayın karısı olan Mariya Isssyev'e aşık olan Dostoyevki, subay ölünca dul eşiyle evlendi.
1858'de sürgün dönemi sona erdi ve St. Petersburg'a dönmesine izin verildi. ''Ölüler Evinden Anılar''ı burada tamamladı ve eseri kitap haline getirmeden önce, Vremya dergisinde yayınladı.
Karısı vereme yakalanmış, Sibirya'daki Tver şehrine dönmüştü. Dostoyevski bundan yararlanıp ilk defa yurt dışına çıktı; 1862'de Paris, Londra ve Cenevre'yi ziyaret etti. 1863'te Roma'ya geçti. Ardından Almanya ve Danimarka'yı dolaştı.
Karısının ve çocuğunun masraflarını karşılayabilmek için, edebiyattan kazandıklarını arttırmak hevesiyle kumara başladı. Rulet oynuyordu. Şansı yaver giden yazar bir gecede 10.000 frank kazandı ertesi gece 3000 frank daha ekledi. Ama bir gece sonra 5.000 dışında kazandıklarının hepsini kaybetti.
1864'te karısını, ağabeyi Mihail'i, dostu ve meslektaşı Apollon Grigoriyev'i kaybetti.
1862 ve 1863 yılları arasında Avrupa'ya birlikte gittiği arkadaşı Pauline Suslov'la evlenerek, ilk mutsuz evliliğini unutmayı tasarladı. Ancak Pauline, verdiği sözden caydı. Bu sırada Dostoyevski ''Suç ve Ceza''üzerinde çok sıkı bir şekilde çalışmaktaydı ve oyalanmamak için Wiesbaden'e gitmişti. Pauline de bunu bahane edip aralarındaki ilişkiyi kesti.
Dostoyevski'nin Wiesbaden'de bulunduğu sırada ''Yeraltından Mektuplar'' yayınlandı. Yeni bir deha ortaya çıkıyordu ve bu eleştirmenlerin ciddi şekilde ilgisini çekmeye başlamıştı. Bu sırada ağabeyi Mihail'in ardında bıraktığı borçları da üstlenen Dostoyevski, yine mali sıkıntı çekiyordu.
''Suç ve Ceza'' 1866'da tefrika halinde yayınlandı. Bu sayede borçlarından kurtulabilir, maddi yönden bolluğa kavuşabilirdi, fakat bunun yerine daha da kötü duruma düştü. Kitabı çeşitli tepkilerle karşılaştı. Çağının çok ilerisinde yazan yazar bir türlü tam olarak anlaşılamıyordu. Eserini bölüm bölüm yazarken yayınlamıştı. Daha bunu tamamlamadan yarıda bırakıp bir başka romana başladı; ''Kumarbaz''.
Mümkün olduğu kadar çok yazmak büyük usta için bir tutku olmuştu ve bu yüzden gözleri bozuldu. Bu sefer genç bir steno tuttu. Adı Anna Snitkin olan stenoyla ilk defa 4 Ekim 1866'da tanıştılar ve 8 Kasımda da nişanlandılar. 1867 Paskalya yortusundan önce evlenip balayı için Avrupa'ya gittiler. Yola çıkarken, niyetleri dışarda iki üç ay kalmaktı; fakat dört yıl geçmeden Rusya'ya dönmediler. Dostoyevski en sonunda mutlu bir evliliğe kavuşmuştu. Karısı elinden geldiğince kocasına yardımcı oluyordu. Yazarın sadece kitaplarına konsantre olması için, alacaklılarla ve gürültücü akrabalarıyla o başetti.
Yabancı ülkelerde bulunduğu sırada, Dostoyevski asıl ününü sağlayan beş büyük romanından üçünü yazdı; ''Budala'', ''Ebedi Koca'' ve ''Ecinniler''. Anna Dostoyevski'nin ustaca yönetimi sayesinde bütün borçlar yavaş yavaş ödendi ve artık sadece rahat bir hayat sürebilecek kadar paraya sahip oldular. Büyük yazar, hayatında ilk defa mutluydu ve Rusya'nın geleceği üzerine fikirlerine ve gazeteciliğe ayıracak zaman bulabiliyordu. Ama Dostoyevski'nin gittikçe kötüleşen sağlığı, mutluluklarını gölgeliyordu. Daha çocukluğunda sara nöbetleri geçiren yazar gençliğinin başından itibaren bu hastalıktan çekmeye başlamıştı. Şimdi iyice başına bela olan hastalığı yazarı her an yazmaktan alıkoysa da 1879'da belkide eserlerinin en büyüğü ''Karamazov Kardeşler'' üzerinde çalışmaya başladı. Aynı yılın sonunda roman, Russki Weistnik dergisinde tefrika edildi, ondan sonraki yıl boyunca da tefrika yayınlanmaya devam etti. 8 Kasım 1880'de romanın son bölümünü yayınevine gönderdi.
25 Ocak1881'de yeniden hastalandı. Gece gelen krizden sonra artık pek fazla zamanı olmadığı anlaşılmıştı. Hasta yatağında karısından ona ''Sefahatten Dönen Oğul''dan parçalar okumasını istedi. Bir papaz da başında dua okuyordu. Son nefesini verinceye kadar aklı başında kaldı ve akşam saat sekiz buçukta öldü. Ölümünden sonra kitapları baskı üzerine baskı yapan büyük yazar, yalnızca Rus edebiyatında değil dünya edebiyatının gelişimde de büyük rol oynayan eserler yarattı.
|
Nerede
okumuştum, hani bir idam mahkumu ölümünden biraz önce şöyle söylemiş ya
da düşünmüştü: 'Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın
sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar,
sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla
sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl
boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmamda gerekse o
şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha
iyidir.' Yeterki yaşasındı, sırf yaşasın! Nasıl olursa olsun, ama yeter
ki yaşasın! Suç ve Ceza'dan...
|
Eserleri
Roman
* İnsancıklar (1846)
* Öteki (1846, 1978)
* Ev Sahibesi (1951, 1970)
* Beyaz Geceler (1934, 1983)
* Bir Yufka Yürekli (1957, 1985)
* Netoçka Neznanova (1937, 1964)
* Stepançikovo Köyü (1948, 1973)
* Ölü Bir Evden Hatıralar (1946, 1969)
* Ezilenler (1957, 1982)
* Yeraltından Notlar (1973, 1985)
* Suç ve Ceza (1945, 1984)
* Kumarbaz (1941, 1986)
* Budala (1941, 1985)
* Ebedi Koca (1955, 1984)
* Ecinniler (1960, 1984)
* Delikanlı (1946, 1985)
* Karamazov Kardeşler (1880)
* Başkasının Karısı
* Tatsız Bir Olay
Öykü
* Amcamın Rüyası (1868, 1973)
Günlük
* Bir Yazarın Günlüğü (günlük) 1975) Konuşma
* Batı Çıkmazı: Puşkin Üzerine Konuşma (1975)
Dostoyevski Delikanlı
| Yazar : DOSTOYEVSKI Baskı Yılı : 2005 Yayın Evi : İSKELE YAYINCILIK Sayfa : 684 |
|
|
http://rapidshare.com/files/37511402/delikanli_t.zip.html
Dostoyevski - Ev Sahibi
Ünlü yazara ait Ev Sahibi isimli kitabının "doc" uzantılı olan ve word'de açılabilen e-kitabıdır.
RapidShare: 1-Click Webhosting
Not:Alıntıdır ve link çalışıyor
Suç ve Ceza Dostoyevski
KİTABIN ÖZETİ :
Dört aydır evin kirasını verememişti. Evin sahibi onu mahkemeye
verecekti. Uzun süreden beri hasta olmasına rağmen yaşlı Teteri kadının
evine gidebilirdi. Daha önceki yüksüğe 1.5 Ruble veren kadın yeni
getirdiği saate baktı ve “1.5 Ruble” dedi. Raskonikov kabul etmek
zorundaydı çünkü kata çıkana kadar kimseyle karşılaşmamıştı. Yaşlı
kadın, kız kardeşi ile beraber kalıyordu evde. Çok zengin olmasına
rağmen, kız kardeşi hiç miras bırakmayacaktı. Kız kardeşini çoğu zaman
döver, onun her işini takip etmesi gerektiğini düşünürdü.
Raskolnikov 1.5 Rubleyi aldı ve dışarı çıkıp bir meyhaneye gitti.
Marmeladov yan masada oturuyor olmasına rağmen taşınıp sohbet etmekten
kendini almamıştı. Marmeladov eşini çok seviyordu ve üç çocuğunu da;
ama çok içyordu. O kadar ki ailenin geçimi için Sonya fahişelik yapmak
zorunda kalmıştı. “Ne kadar fedakar bir kız bu Sonya” diye düşünmekten
kendini almamıştı.
RaskolnikovMarmeladov ‘un evine gittiklerinde eşi haykırışla onları
yumruklamaya başladı. Hep içiyordu ve evdeki 20 Rubleyi götürüp içkiye
vermişti. Marmeladov Raskolnikov cebindeki 50 Kapik’i oraya bırakarak
uzaklaştı. Eve geldi, yorgundu. Nastasya bir mektup getirdi.
Raskolnikov heyecanla okumaya başladı mektubu. Annesinden gelmişti
mektup. Annesi kız kardeşi Dunya’dan bahsediyordu. Dunya, Luzhin adında
çift memurluğu olan 45 yaşındaki biriyle evlenecekti. Hem Luzhin
onların eşyalarıyla beraber Petersbur’ga gelmesi için yardım edecek,
gelmelerini sağlayacaktı. Annesi, 60 mil ötedeki tren yoluna gitmek
için bir araba ayarladığını, trende ise 3 ncü sınıfta güzel bir
yolculuk yaptıktan sonra Petersburg’a gideceklerini ve onu çok
özlediğini yazıyordu.
Raskolnikov “Bu evlilik olmayacak” diye düşündü. Dışarı çıktı ve birkaç
saat dolaştıktan sonra yorgun düşüp bir yerde uyukladı. Kötü bir rüya
gördükten sonra uyandı. Eve gitti. Saat 7’ye yaklaşıyordu. Saat
uygundu. Aşağıdaki baltayı alacak kimseye gözükmeden yaşlı tefeci
kadının evine gitti. İçeri girerken onu kimse görmemişti. 2 nci katta
boya yapan adamlarda onu yukarı çıkarken görmemişlerdi.
Tefeci kadının evine girdi ve ona bir kültablası uzattı. Kadın
kültablasına bakarken baltayı kafasına indirmişti. Kadının ölü bedeni
yerde yatıyordu. İçeri daldı ve dolaptan sadece rehin verilmiş, birkaç
parça altını cebine aldı. Yaşlı kadının kız kardeşiyle içeride
karşılaştı. Kızın şaşkın bakışları altında baltayla onu da öldürdü.
Doğrusu bir kişinin toplumdaki binlerce kişinin refahı ve mutluluğu
için ölmesinin bir zararı yoktu. Üstelik bu tefeci kadın çok kötü
biriydi. Kapıda birkaç kişi kapıyı vuruyorlardı. Hiç evden çıkmayan
tefeci kadının, çıkacağı tutmuştu. Raskolnikov titriyor, dışarı çıkıp
her şeyi itiraf etmek istiyordu ama yapmadı. Dışardakilerden biri
kapının içeriden sürgülü olduğunu fark etti. Yaşlı kadına bir şey
olduğunun farkına vardılar. İki kişi Kapıcıyı çağırmak için aşağı indi.
Bu kaçmak için tam fırsattı, Raskolnikov kapıyı açtı, hızla
merdivenlerden inmeye başladı, aşağıdan gürültü gelmeye başlayınca
Raskolnikov boyacıların dairesinin kapısının arkasına saklandı ve
kapıcı ile üç adam yukarı çıkınca o da dışarı çıkıp değişik bir yoldan
eve gitti. Baltayı aldığı yere bıraktı. Çok korkmuştu ve titriyordu.
Aldığı mücevherleri ve kıymetli takıları dışarıda bir yerde saklamayı
ihmal etmedi.
“2 gün geçti hala uyanmadı” diye düşünüyordu Üniversite arkadaşı
Razumikin. Doktor Zozimov hastalığı atıp kendisine geleceğini
söylüyordu. Ama Raskolnikov uyanınca arkadaşını ve doktoru isteksiz bir
vaziyette evden kovdu ve dışarı gidip bir bara oturdu. Eski gazeteleri
okurken yanına gelen bir polis memuru melenkolik ve deli bir ruh
haliyle cinayetten bahsedip, üstü kapalı her şeyi anlattı. Korktuğunu,
endişelendiğini hiç hissettirmedi.
Ertesi gün eve geldiğinde annesi ve kız kardeşi Dünya’ nın kendisini
beklediklerini gördü. Çocuğun halini gören anne şaşkınlıkla titriyordu.
Onu ertesi gün bay Luzbinin geleceği görüşmeye çağırırken korkmuştu.
Ertesi gün bay Luzbin onları ziyaret etttiğinde, Raskolnikov haklı
çıkmanın gururu ile gülüyordu. Bay Luzbin kız kardeşi çok aşağılamış,
onların fakir bir aile olduğunu değerlendirerek fazla istekte bulununca
evden kovulmuştu. Hemen ardından Raskolnikov “elveda” diyerek evden
ayrıldı. İnanamıyordum. Annesi oğlunun bu tavırla doğrusu ağlamaktan
başka yapacak bir şeyleri yoktu. Raskolnikov melenkolik halde evi
terkederken her nasılsa arkadaşı Ramuskin’e onları emanet etmeyi de
ihmal etmemişti.
Bay Marmeledov’un cenazesi için evine gittiğinde Sonya’da oradaydı
Sonya’ya karşı inanılmaz bir his içindeydi. Ailesi için Sonya’nın
yaptığı fedekarlık onun gözlerini büyülemişti. Birkaç gün boyunca
Sonya’yı düşündü ve fırsat buldukça onunla konuşmaya çalışarak geçirdi
vaktini.
Polis memuru porifiri Raskolnikov’un (Mihailovis adında genç biri
cinayeti işlediğini itiraf etmiş olmasına rağmen) cinayet işlediğini
biliyor ve onun psikolojik durumunu bildiği için, itiraf etmesi için
onu sıkıştırıyor ama tutuklamayacağını söylüyordu. Cinayeti işlediğini
Sonya’ya itiraf etmişti. Sonya’da Raskolnikov’a “gidip teslim olmasını,
yere kapanıp Allah’tan ve insanlardan özür dilemesini” istiyordu.
Sonuç olarak Raskolnikov vicdanının verdiği acıya dayanamayıp suçunu
polise itiraf etti. 1.5 yıldır Sibirya’daydı Raskolnikov. Petersburg’
a, Razumukin ve kardeşi Dunya evlenmişlerdi. Mahkeme Raskolnikov’un iyi
hali, parayı kullanmadığı, daha önceki yaşamında verimli bir üniversite
öğrenimi yaptığı, fedakar kişiliği ve kendi kendine teslim olmasından
dolayı, çok az bir cezayla 8 yıl kürek mahkumiyetine çarptırıldı.
Raskolnikov’u Sonya her gün ziyaret ediyordu. Sibirya da ailesi ile
sürekli mektuplaşan Sonya, Ramuzkin ve Dunya’nın tek haber kaynağıydı.
Raskolnikov,Sonya’nın sevgisi ile hayata bağlandı ve geleceğin
planlarını beraber hayal etmeye başladılar.
http://rapidshare.com/files/21059027/Dostoyevski_-_Su__ve_Ceza_-_2.pdf
Rar Şifresi: www.uyurgezer.net


