YUNUS'TAN OTOBİYOGRAFİ
KENDİ DİLİYLE YUNUS’UN HAYATI
Yunus Emre Divanı’nda iki yüze
yakın şiir mevcuttur. Hepsi birbirinden güzel bu şiirleri okurken
Yunus’un tasavvuf anlayışını; Allah, peygamber ve insan sevgisini
öğrendiğimiz gibi hayatı hakkında da bazı bilgilere ulaşabiliyoruz.
Edebiyat tarihçileri onun hayatını anlatırken genellikle bu şiirlerle
Yunus hakkındaki rivayetler arasında paralellik kurarak bazı yargılara
ulaşmaktadır.
Ben bu yazımda Yunus’un tek bir şiirinden söz
edeceğim. Bu şiir bir hayat romanıdır. Hatta bir insanlık trajedisidir.
Bu şiiri okuyan kişi kaç yaşında olursa olsun şiirde kendisini
bulacaktır. Çünkü bu şiir bir insanın ana rahmine düşmesinden teneşire
kadar olan bebeklik, sabilik, gençlik, orta yaşlılık ve ihtiyarlık
dönemlerini realist bir bakış açısıyla ve çok canlı tasvirlerle ortaya
koymaktadır. Ayrıca bu insanlık dramı, farklı yaşlardaki insanların
farklı sosyal ilişkilerini ve yaşlarına uygun iç dünyalarını mükemmel
biçimde yansıtmaktadır.
Şüphesiz ki bu şiirde Yunus kendi
şahsında tüm insanların hayatını ve psikolojisini sergilemiştir. Şimdi
on altı beyitten oluşan bu sanat şaheserinin ilk bölümünü, insanın ana
rahmindeki hayatının anlatıldığı ilk üç beytini yazıyorum.
Ata belinden bir zaman anasına düştü gönül
Hak’tan bize destur oldu hazineye düştü gönül
Anda beni can eyledi et ü sünük kan eyledi
Dört on güni diyiceğez devritmeğe düştü gönül
Yürür idim anda pinhan Hak buyruğu vermez aman
Vatanımdan ayırdılar bu dünyaya düştü gönül
Yunus,
şiirinin ilk beytinde Allah’ın desturuyla hazineye (mecazen ana
rahmine) düştüğünü; ikinci beyitte orada kendisine can verildiğini,
daha sonra kan, et ve kemikten ibaret bir canlı haline dönüştüğünü,
dört on gün (kırk gün) sonra da devretmeye başladığını, yani ceninin
insan biçimine büründüğünü anlatıyor. Üçüncü beyitte orada gizlice
yürüdüğünü yani kimsenin görmediği, sırrına eremediği şekilde
geliştiğini, tüm bu olanların Allah’ın emri ve bilgisiyle
gerçekleştiğini ifade ediyor. Son dizede ise tasavvufi bir bakış
açısıyla “vatanımdan ayırdılar” dedikten sonra dünyaya geldiğini
vurguluyor.
Yunus bebeklik ve çocukluk çağını da dört beyitle özetlemiş.
Beni beşiğe urdular elim ayağım sardılar
Öndin acısın verdiler tuz içine düştü gönül
Günde iki kez çözerler başıma akça dizerler
Ağzıma emcek verirler nefs kabzına düştü gönül
Bu nesneyi terk eyledim yürümeye azmeyledim
On iki sünüğin yazarlar elden ele düştü gönül
Oğlan iken sultan kopar kimi elin yüzün öper
Akıl bana yoldaş oldu sultanlığa düştü gönül
Bu
beyitlerde Anadolu insanının bazı törelerini, geleneklerini ve bebek
bakımı konusundaki uygulamalarını görüyoruz. Yunus’u bebekliğinde
beşiğe koyuyorlar, sonra da kundağa sarıyorlar. Ayrıca bebeği tuz içine
koyuyorlar. Günümüzde bebeği beşikte yatırmak, kundağa sarmak geleneği
devam etmektedir fakat tuzlamak âdeti oldukça azalmıştır.
Bebek
Yunus’un kundağı günde iki kez çözülmektedir ve bebeğin bakımı itinayla
yapılmaktadır. Anlaşılan o ki Yunus varlıklı bir ailenin çocuğu olarak
dünyaya gelmiştir ve başına akça (altın, gümüş) dizmişlerdir. Yunus bu
dünyanın nimetleriyle tanışmasını “ağzıma emcek (meme) verirler”
sözüyle ifade ediyor ve anasından emdiği sütle birlikte nefis denilen
sıkıntıya düştüğünü anlatıyor.
Daha sonra Yunus kundaktan
çıkmış ve ana sütü emmeyi terk etmiştir. Artık yürümeye başlamış,
kemikleri gelişmiştir. Çevresi tarafından çok sevilmektedir ve elden
ele dolaşmaktadır.
Erkek olduğu için ailesi ve akrabaları
tarafından sultan muamelesi görmektedir, kimi Yunus’un elini, kimi ise
yüzünü öpmektedir. Böylesine çok sevilip saygı görmesi aklı başına
gelmeye başlayan Yunus’un gururunu okşamaktadır. Yunus şimdi kendisini
sultan gibi hissetmekte ve bu arada bilgiçlik de taslamaktadır. Yunus
ilk gençlik (yeniyetmelik) çağını tek beyitle anlatmıştır:
Bu çağ ile sakal biter görenin gülregü tutar
Güzeller katında biter sev sevüye düştü gönül
Yeniyetmelik
çağının en belirgin özellikleri elbette ki sakalların çıkmaya
başlamasıdır. Çocukluk ile gençlik çağı arasındaki bu ergenlik çağını
yaşayan Yunus’u görenler ona gülmektedir. Bu çağın gereği olarak Yunus
daima güzelleri düşünüp hayal etmekte, güzellerin bulunduğu mekanlara
gitmekte ve aşk işlerine ( sev sevüye) meyletmektedir.
Hayırdan çok şerri sever işlemeğe becit iver
Nefsinin dileğin kovar nefs evine düştü gönül
Yunus
bu beyitte kendisinin, yani insanların olgunluk dönemini anlatmıştır.
Bu dönem bir insanın en hırslı olduğu, kötülüklere en fazla bulaştığı
çağdır. Yunus bu gerçeği “hayırdan çok şerri sever” sözüyle ifade
ediyor. Şer işlemekte ısrarlı ve acelecidir. Bu dönemde nefsi ne
arzulamışsa onun peşinden koşmakta, nefsinin isteklerine boyun
eğmektedir. Böylece Yunus değişmiş ve nefs evine düşmüştür, yani
nefsinin kölesi olmuştur.
Erkeklerde olgunluk ile ihtiyarlık
arasında sıkıntılı bir dönem vardır. Bu dönemde erkekler bazen yaşına
uygun hareket etmez. Gençler gibi spor yapmaya çalışır, genç bir kadına
âşık olur, genç görünmek için saçını, sakalını boyar… Her bakımdan
bunalımlı ve sıkıntılı bir dönemdir bu. Yunus bizim anlatmaya çalışıp
da tam ifade edemediğimiz bu dönemi iki harika beyitle vurgulamış:
Kırk beşinde suret döner kara sakala ak iner
Bakıp şeybetin göricek yoldurmağa düştü gönül
Yolda gider başaramaz yiğitliğe eli varmaz
Bu nesneleri koyuban yuvanmağa düştü gönül
Yunus
birinci beyitte vücuttaki deformasyondan bahsediyor. Kırk beş yaşa
gelindiğinde suretin döndüğünü yani insanın dış görünüşünde
çirkinleşmenin, bozulmanın başladığını ifade ediyor. Bu gerçeği “kara
sakala ak iner” örneğiyle somutlaştırıyor. Yunus aynaya bakıp da
şeybetini (ihtiyar halini) görünce kırlaşan sakallarını yoldurmayı
düşünmektedir. Tekrar eski sağlıklı ve güçlü Yunus olmaya çalışmaktadır.
İkinci
beyitte bu tür çırpınışların nafile oluşu somut iki örnekle
vurgulanıyor. Yunus yolda yürümektedir fakat eskisi gibi başarılı
değildir, artık gençliğindeki gibi yürüyüp koşamaz, fiziksel güç
isteyen işleri yapamaz; yiğitliğe soyunur fakat buna da gücü yetmez.
Artık yapacağı tek şey kalmıştır o da ihtiyarlığı kabul etmektir. Yunus
da öyle yapar, yiğitliği, yolda yürümeyi bırakıp gençlikte
yaptıklarıyla yuvanmaya (avunmaya) başlar.
Trajedi bundan sonra
başlamaktadır. İnsanlarımız tarih boyunca “İhtiyarlayınca ne yaparım?”
endişesi içinde olmuştur. İnsan yaşlandıkça bu endişeler çoğalır.
“Elden ayaktan düşünce halim nice olur? Gelinim bana bakar mı? Yoksa
kızım mı bakar? Damat bu işe ne der?” Günümüzde sosyal sigortacılık
sayesinde ihtiyarlar az da olsa emeklilik maaşı almakta, hasta
olduğunda tedavisi ücretsiz yapılmaktadır. Eskiden böyle imkânlar
yoktu. İnsanların en önemli sigortası yetiştirdikleri çocuklarıydı.
1240 – 1320 yıllarında yaşadığı tahmin edilen Yunus’un uzun bir
yaşlılık dönemi geçirdiği tartışılmaz bir gerçektir. Yunus bu dönemi
iki beyitle anlatmış:
Oğul eydür bunad’ölmez kız eydür yerinden turmaz
Hiç kendi halinden bilmez halden hale düştü gönül
Ölüceğez şükr ideler sinden yana iledeler
Allah adın zikr ideler çok şüküre düştü gönül
Bu
iki beyitten anlaşıldığı kadarıyla Yunus’un iki evladı vardır. Fakat
ikisi de Yunus’un ihtiyarlık halinden memnun değildir. Oğlu babası için
“bunad’ölmez” bunadı ölmez demekte yani onun bir an önce ölmesini
istemektedir. Mirasa konma hırsı veya ihtiyar bir kişiyi bakmanın
verdiği sıkıntı bu isteği doğurmuş olabilir. Yunus’un kızı da bu
durumdan memnun değildir ve babasının sürekli evde olmasından, yerinden
kalkamayışından şikâyetçidir. Belki de evlatlar haklıdır. Çünkü Yunus
bu çağda kendi halini hiç bilmemekte, halden hale düşmektedir.
Bazılarının dediği gibi ihtiyarlık maskaralıktır, ihtiyarlar çocuk
gibidir, sürekli bakım ve alaka ister.
Yunus’un çocukları,
babalarının verdiği sıkıntıdan bunalmışlardır ve Yunus ölünce Allah’a
şükredeceklerdir. Ölür ölmez de cenazeyi (sinden yana) mezardan yana
ileteceklerdir. Bunların gerçekleşmesi için de sürekli Allah adını
anmaktadırlar.
Yunus, bir insanlık romanı ve hatta bir insanlık trajedisi diye nitelediğim bu şiirini aşağıdaki üç beyitle bitiriyor:
Su getürürler yumağa kefen sararlar komağa
Ağaç ata bindüreler teneşire düştü gönül
Eğer var ise amelin gün olısar sinün senin
Eğer yoğ ise amelin oddan şarap içti gönül
Yunus anlayu var halin şuna uğrayısar yolun
Bunda elin erir iken hayr işlere düşgil gönül
Artık
Yunus ihtiyarlık çilesinden kurtulmuş ve ölmüştür. Yıkamak için su
getirirler, tabuta koymadan önce kefen giydirirler, daha sonra ağaç ata
(tabuta) bindirip mezarlığa götürürler. Böylece ana rahmine düşmekle
başlayan yolculuk teneşire düşmekle sona ermiştir.
Yunus
gömüldükten sonraki hali için de yorumlar yapmaktadır ve kendi kendine
“Eğer iyi amellerin varsa senin mezarın gün (gündüz, aydınlık) olur,
iyi amellerin yoksa oddan (ateşten) şarap içersin” diyerek cennet ve
cehennemi işaret ediyor.
Ve Yunus şiirini, anlattığı tüm
gerçeklerin eleştirisi olan bir ibret ve öğüt özelliği taşıyan “Bunda
elin erir iken hayr işlere düşgil gönül” dizesiyle bitiriyor. Böylece
Yunus her şeyin yalan olduğunu, insanların güçlü oldukları dönemlerde
hayırlı işlerle uğraşması gerektiğini vurgulayarak son sözünü söylüyor.
(SON)



